02 Kasım 2008

Frankfurt Kitap Fuarı'nın Düşündürdükleri!


Frankfurt Kitap Fuarı’nın Düşündürdükleri...

Bu yıl Türkiye’nin onur konuğu olarak katıldığı Frankfurt Kitap Fuarı’nın ardından çok fazla şey yazılıp söylenmedi nedense. Oysa hemen hemen bütün salonlarda Türkiye ile ilgili etkinlikler, söyleşiler, sempozyumlar bulmak mümkündü. Sanırım milletçe, birşeyler olup bittikten sonra gözlemlerimizi aktarmaktan ya da değerlendirme yapmaktan kaçınıyoruz.

Ancak bana göre belki de en çok rağbet gören, en etkileyici ve türüne yakışır biçimde en eğlenceli olan etkinliklerin başında çizgi roman ve karikatüristlerin etkinlikleri geliyordu. Çizgi roman (comics) türüne ayrılmış koskocaman bir salon (Hall 3.0) ayaklarımızın altına serilmişti. Burada Almanya başta olmak üzere hemen hemen bütün dünyadaki çizgi roman yayınlarını ve sanatçılarını bir arada bulmak mümkündü. Edebiyatın ağırlığını koyduğu diğer salonlardan daha renkli, daha hareketli ve daha göz alıcı bir salondu bizi bekleyen. Çünkü sadece sözcükler yoktu bu salonda; sözcükler şekle bürünmüş, çizgiye bürünmüş dikilmişti karşımıza.

Halka açık olan Cumartesi-Pazar günleri bu salondaki hareketlilik de doruk noktasına ulaştı. Çünkü Almaya’da yaşayan Türkler, fuara gerçekten yoğun bir ilgi göstermişlerdi. Özellikle gençler, salon 3’deki Türkiye çizgi roman standının önünü doldurmuşlardı. Burada bir çok karikatüristimiz canlı kanlı olarak söyleşiler düzenledi. Konuklarla diyaloglar sıcacıktı, esprili ve samimiydi. Türkiye’nin ulusal standının yer aldığı salon 4.1’de olmam gerektiği halde her boş vaktimde bu salona kaçarken yakaladım kendimi. Birçok Türk karikatürist ile tanışmak ve eşzamanlı çizimler yapmak, fikir alışverişinde bulunmak mümkün oldu. Ayrıca fuar alanında hazırlanan Greyfurt-Turkish Fanzine özel sayısı da görülmeye değerdi gerçekten.


Cumartesinin son saatleri ve Pazar günü aynı emekle aynı dergi yeniden hazırlandı ve ziyaretçilere dağıtıldı... Pazar gününün sonunda herkes gerçekten yorgundu belki ama huzurlu bir gülümsemeydi yüzlerdeki...

Bence asıl önemlisi bu salonda Türk çizgi romanları ile diğer ülkelerin çizgi romanları arasındaki farkı görme ve değerlendirme fırsatını yakalamış olmamızdır. Ülkemizde çizgi roman dendiği zaman akla ilk gelen şey, haftalık olarak basılan mizahi dergiler.

Ben Çarşaf, Gırgır gibi bir nesle mal olmuş dergilere yetişemedim ne yazıkki. Ancak günümüzde çıkanlar da bunları aratmayacak kalitede. Kaldı ki buralarda yazan ve çizen sanatçılarmız da en az popstarlar kadar tanınıyor ve seviliyor. Örneğin Erdil Yaşaroğlu, Yiğit Özgür, Serkan Altuniğne gibi karikatüristleri birçok gencin örnek aldığını biliyorum. Bu tür dergiler eleştirel bir bakış açısını mizah çerçevesinde kazandırsa da, dünyaya farklı gözlerle bakmayı sağlasa da, düşünce yapımız üzerinde olumlu etkileri olsa da ne yazık ki anne-babalar tarafından pek sevilmiyor. Bunun nedeni de bu tür dergilerde çok fazla argo kullanılması, belden aşağı espirinin çok fazla olması. Gençlerin hayattan bir şekilde izole edilmesine karşı olsam da kimi zaman anne-babaların bu konudaki hasssasiyetine hak vermiyor değilim. Kendilerine örnek aldıkları insanların, dil kullanımında biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor gerçekten.

Daha sonra akla gelen ise edebi bir tür olarak çizgi roman yani bir romanın, bir öykünün çizgilerle kare kare anlatıldığı, kimi zaman tek sayılık, kimi zamansa bir dizi halinde basılan kitaplar. Bu konuda çevirisi ile olsun, çizgileri ile olsun benim aklıma gelen örneklerden ilki, beyazperdeye de uyarlanan Persopolis’tir. Bu tür de ne yazıkki anne-babalarca çocukların derslerine engel olduğu gerekçesiyle pek sevilmiyor.

Bu önyargı ne yazık ki sadece ülkemizde var. Teknik olarak dünya ile karşılaştırdığımızda çok kötü bir yerde olduğumuzu düşünmüyorum, bizim de gerçekten çok değerli ve yetenekli karikatüristlerimiz var. Çizgi ve espri kaliteleri gerçekten çok iyi. Ancak dünyada şu anda hakim olan hava çizgi romanlarda da renkli baskıya, üç boyutluya ve konu olarak da bilim kurguya yönelme. Kaldı ki bulunduğumuz her uluslararası platformda görüyoruz ki özellikle Batı ülkelerinde çizgi romanlar aslında tam da eğitim amaçlı olarak kullanılıyor. Ülkemizde çizgi roman türünü geliştirmek için öncelikle bu konudaki ön yargıları kırmamız gerekiyor. Bu önyargılar kırıldıktan sonra baskı kalitesi olsun, çizimler olsun ya da çeşit olsun her anlamda bu türün gelişeceğinden eminim. Ne yazıkki ülkemizde çok fazla çizgi roman örneğine rastlayamıyoruz. Çünkü satış oranları pek fazla değil. Ancak Remzi Kitapevinde farklı türlere rastlamak mümkün. Doğan Kitap da karikatüristlerin derlemeleri ile güzel işlere imza atıyor. Bunun yanı sıra MEB yayınladığı son müfredat programlarında Sosyal Bilgiler ve Türkçe derslerinde çocukların karikatür yapmasına yönelik kazanımlara da yer verilmiş. Şimdilik doğru olana, güzel olana doğru atılan küçük adımlar bunlar. Ancak biraz daha çaba ile çizgi romanın ülkemizde hak ettiği yere geleceğinden eminim.

Özlem Dağ

Alıntı:
Ç.R.O.P

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder