22 Mart 2008

GIRGIR DERGİSİ YA DA BİR KARİKATÜRİSTİN BOŞA GİDEN EMEĞİ!


GIRGIR DERGİSİ YA DA BİR KARİKATÜRİSTİN BOŞA GİDEN EMEĞİ

Merhaba değerli okurlar; birkaç gündür GIRGIR mizah dergisi sanki yeniden çıkıyormuş gibi tanıtım, reklam kuşakları çeşitli tv kanallarında görünmektedir. İşin aslı bu dergi Ertuğrul Akbay aldığından beri çıkmaya devam eden bir dergidir. Ben bir karikatürist olarak o dönemin başlangıcında Ahmet Keskin, Mehmet Coşkun, Muammer Kotbaş, Metin Demirhan, Seyfi Şahin gibi isimlerle ki daha pek çok ismini anımsayamadığım çizerle birlikte çalıştım.

(Aslında karikatür camiasına girişimde oldukça eskidir. Benim şu anda Allah uzun ömürler versin yaşayan tek hocam Raşit Yakalı ağabeydir. Çarşaf karikatür okulu döneminden beri tanışırız. İlk tanıdığım usta çizerler; kulakları çınlasın Çarşaf Dergisinden İsa Efe, Nurettin İkizler(NUİK) ve Cafer Yıldırım’dır.)

Hatta O dönem Gırgır Dergisi’ne Rus çizerler geldiğinde sanırım ‘‘Şimdi Daha Güçlüyüz’’ başlığı altında ikinci sayfada bir de fotoğrafımız yayınlanmıştı. O dönemde maddi sıkıntılardan kaynaklı çeşitli dergilerde de başka isim altında pek çok meslektaşımın yaptığı gibi ek işler yapmıştım. O sırada yeni çıkan Pişmiş Kelle mizah dergisine de espriler veriyordum. Ayrıca P.Kelle’deki bir fotoromanda figüranlık yapmışlığımda vardır. Yanlış anımsamıyorsam Kemal Gökhan Gürses’in mizah ağırlıklı bir fotoromanıydı. Tekin Duman, Faruk Bayraktar, Bülent ve Cengiz Üstün kardeşlerle de o dönem P.kelle bünyesinde çalışma olanağımız oldu. Tabii araya başka sorunlar girdi. Bir ara Ertuğrul Akbay benim dergiye girmemi bile yasaklamıştı da Eflatun Nuri Erkoç Abi sayesinde dergiye geri dönmüştüm.

Gırgır Dergisi daha sonra çeşitli mizahi yollara sapıp özgün içeriğini yavaş yavaş kaybetti. Tam bu zaman aralığında bende istemeyerekte olsa dergiden ayrılıp çeşitli işler yapmaya başladım. Profesyonel olarak bir dönem Fesat mizah dergisinde, Gündem Gazetesi’nde, Solak ve Ustura mizah dergilerinde de çalıştım.

Aradan zaman geçti… çeşitli mecralara savrulduk. Ama yine de Gırgır dergisi ve oradaki dostum Seyfi Şahin’le görüşmeye devam ettim. Kendisi bana dergiye karikatür verebileceğimi söylemişti. Sağ olsun benim moral olarak sıkıntılı olduğum bir dönemde maddi olmasa da manevi anlamda destek olmuştur.

Böylece (sanırım 2003 yılıydı, daha da eski olabilir.) benim ikinci Gırgır maceram iki hafta öncesine kadar aralıklı olarak devam etti. Bu süreç içinde ben dergiye yarım sayfa bir köşe hazırlıyor ama para almıyordum Çünkü Hem Dostum Seyfi ve hem orada tanıştığım Rıdvan Bağış bana derginin o dönem para verecek durumda olmadığını söylemişlerdi.

Ben yine de çizmeye devam ettim. Üstelik Rıdvan’da iyi yürekli bir insana benziyordu… Sıcak kanlı esprili ve derginin iyi insanlarında biri olarak düşünmüştüm. Çünkü hiç bir insanı, hiçbir meslektaşımı kötü olarak düşünemem.

Yalnız yakın zamanlarda, daha birkaç ay öncesinde Rıdvan Bağış’la yüzyüze görüştüğümüzde, dergide yakında bazı değişiklikler olacağını benim çizmeye devam etmemin iyi olacağını söylemişti. Ben de kendisine içtenlikle çizmeye devam edeceğimi, başka projelerde de seve seve yer alabileceğimi belirttim. Köşemi çizmeye devam ettim.

Tabii iki hafta önce her Cuma olduğu gibi gazete bayisine gidip dergiyi sordum. Dergiyi bayide bulamadım. Rıdvan Bağış ve DOSTUM Seyfi Şahin’e (Rıdvan Hoca alınmazsın umarım. Çünkü gerçekten Seyfi Şahin’le- en azından ben- sıkı bir dostluğumuz olduğu inancını hep taşıdım…. Hâlâ da taşımayı ümit ediyorum.) sorduğumda derginin kapandığını söylediler. Geçen hafta tekrar Rıdvan Bağış’la telefonla görüştüğümüzde derginin yepyeni bir kadroyla çıkacağını 25-26 kişinin dergiye geldiğini söyledi.

Ben de ümit ve sevinçle; Bana da yer var değil mi? Diye sorma aptallığını gösterdim sanırım. Eee çünkü ne de olsa ben de derginin emektar çizerlerindenim. Üstelik amatör falanda değilim. Üstelik aralıklarla da olsa sürekli de olsa 2003 ten beri dergiye yarım sayfa gıcır gıcır karikatürler gönderiyordum. Üstüne üstlük kadrolu çizerleri yeni çalışmalar yapmadan eski işleri dönderip dönderip bastıkları halde. Ama dergide bana yer olmadığı söylendiğinde inanının çok şaşırdım. Sebebini sorduğumda yuvarlak yanıtlar aldım Aslında tam gerçek bir gerekçe açıklanamadı.

Sanırım 40 yaşında bir insan ve sanatçı olarak onca dergide profesyonel olarak çizen, çocuk kitapları yazan ve resimleyen, yurt dışında bazı dergilere çalışma gönderen ben, bir köşeye kullanılıp atılan bir eşya olmuştum. Kendimi hâlâ kandırılmış, iyi niyetimin, dostane duygularımın, tüm insani duygularımın pataklanmış olduğunu düşünüyorum. Eğer çizgilerimi istenmiyorsa tenezzül edilip en azından bir telefon açılmalı ve bana anlatılmalıydı. (Daha iyi espri ve çizgi isteniyorsa -ki beyin emeğidir- mutlaka küçükte olsa bir maddi karşılığı olmalıydı.) Yok eğer emeğe saygı ahde vefa denen bir duygu şu yeryüzünde hâlâ varsa; en azından -en azından diyorum- üç karikatürlük minik bir köşe bana ayrılmalı ve hakkettiğim neyse maddi olarak kazanmalıydım…

Bir şekilde olumlu yada olumsuz bana önceden yeni derginin çıkmasına yakın zamanda bir açıklama mutlaka yapılmalıydı. Yani bunca emek ve insani duygu bende haklı olarak olumlu bir beklenti oluşturmuştur. Bundan sonraki yorumu siz okurlara bırakıyorum. Son söz olarak söyleyeceğim; İşte bu duygular ve kendime olan saygım beni bu yazıyı kaleme almama zorladı.

Burada iki insanın adı dergiye çalışma gönderme sürecinde sürekli ilişki de olduğum için geçmiştir. Eğer bu anlatılarımda bir yanlışlık varsa iki meslektaşımda da telefonum mevcuttur. Eğer yazılı olarak açıklama yapacaklarsa da sitemin sayfaları onlara açıktır. Benim yazımı okuma inceliği gösterdiğiniz için teşekkür ederim.

Yaşar Fırat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder