04 Şubat 2008

İtalya Başbakanı Karikatüriste Teşekkür Etti!..



-Büyük Boyutta görmek için resmin üzerine tıklayınız-

İtalya Başbakanı Prodi karikatüriste teşekkür etti!..
Güvenoyu alamayıp istifa eden İtalya Başbakanı Prodi kendisi hakkında ölüm ilanı veren karikatüriste teşekkür etti.
İtalya'da Başbakan Romano Prodi'nin, hükümetin güvenoyu alamamasının ardından kendisi hakkında ölüm ilanı ve taziye mesajı yayımlayan karikatüristi telefonla arayarak, kendisine teşekkür ettiği ortaya çıktı. İtalyan basınında bugün çıkan haberlere göre, L'Unita gazetesinde çalışan ünlü karikatürist Laura Pellegrini, teşekkür için kendisini arayan kişinin başbakan olduğuna inanamadı.

Karikatürlerini "Ellekappa" diye imzalayan Pellegrini, L'Unita gazetesinin Pazartesi günü çıkan "M" ekinde kendisine ayrılan sayfayı, karikatür yerine Prodi hakkındaki ölüm ve taziye mesajlarıyla doldurmuştu. Ölüm ilanı ve taziye mesajlarını içeren 11 kutucukla doldurulmuş sayfadaki tek konuşma balonunda ise Prodi kastedilerek, "Benim için artık o ölmüş biri" cümlesi yer almaktaydı.

Kendisi hakkındaki bu mizahı tebessümle karşılayan Prodi, daha sonra karikatürist Pellegrini'ni telefonla arayarak, "Çok eğlendim biliyor musunuz? Zor günlerde mizah insanın moralini düzeltiyor. Bu nedenle size teşekkür ettiğimi belirtmek için arıyorum" dedi. Prodi, gelen telefon nedeniyle şaşkınlık içerisindeki Pellegrini'ye, "Hükümetim güvenoyu alamadı, ama ben ölmüş değilim. Hayattayım ve sapasağlamım" diye konuştu.

Pellegrini, kendisini arayan kişinin gerçekten Prodi olduğunu ise ancak telefon görüşmesi bittikten sonra anlayabildi. O an kendisine bir şaka yapıldığını zannettiğini belirten Pellegrini, "Telefonda fazla bir şey söyleyemediğim için üzgünüm. O konuşurken ben, arkadaşların beni işlettiğini düşünmekle meşguldum" dedi.

Pellegrini, telefon konuşması sırasında, hattın diğer ucundaki kişinin Prodi olduğuna inanmadığından, "Hadi, bırak şu taklitçiliği" dediğini de kaydetti. İtalya'da sol demokratların yayın organı olan L'Unita gazetesinin karikatüristi Pellegrini, Prodi'nin bu jestini takdire şayan bir davranış olarak niteleyerek, "Başının böylesine dertte olduğu bir dönemde, kendisini konu alan karikatürlere göz atması gerçekten takdir edilesi bir durum. Üstelik bununla yetinmeyip, seni arayarak ne düşündüğünü de açıkça söylüyor" diye konuştu. (AA)

"Milli Eğitimde Karikatür" Panelinin Sunumları!



(6 Kasım 2010’de Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkez’inde Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği ve Konak Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Milli Eğitimde Karikatür adlı panelde Bayraklı İlçe Milli Eğitim Müdürü Şahan Çoker’in kısaltılmış konuşma metnidir.)

Değerli Arkadaşlar Merhaba,

Bugün Milli Eğitimde karikatür konusuyla ilgili bir panel için burada birlikte bulunuyoruz.
Hepiniz hoş geldiniz.

Bu konuya geçmeden önce Ülkemizde sanat algısına genel olarak bakmak gerekir, diye düşünüyorum. Çünkü toplumsal talebin karar vericiler üzerinde etkisi büyüktür.Yine istesekte istemesekte toplumsal realitelerle yüzleşmek zorunluluğumuz var. Bu konuyu ele alırken siyaseti ve bürokrasiyi de göz önünde tutmak gerekir diye düşünüyorum.

Eğitim ve öğretimde bizler öğretmenlikten yola çıkarak, yukarılara yani yönetim kadrolarına doğru yürümekteyiz, yani bürokrasiyi de süreç içerisinde bizler oluşturuyoruz. Bu sistem içinde zamanla işleyiş böyle geliştiğinden bir yerde alt yönetimdeki bakış üste doğru şekil değiştirmektedir.Yani bürokrasinin genelde sanata bakışı da bu süreç içinde oluşmaktadır.
Milli Eğitimde sanat, öğrencilerin olumlu gelişmesi için sistemli bir şekilde yer almalıdır diye düşünüyorum. Yani bunun gerekliliği kaçınılmaz olmalıdır.
Çünkü bizin tecrübelerimiz gösteriyor ki, çocukların gelişimi eğitim içinde sanatla daha iyi biçimlenmektedir. Onlar, resim, müzik, heykel ve karikatür gibi sanatları küçük yaşlarda aldıklarında gelecekte daha iyi birey olarak toplumdaki üretim alanlarında yerlerini bulacaklardır. Yine şiddet başta olmak üzere bir çok sorunda sanat faaliyetlerinin olumlu etkilerini yaşayarak öğrendik
Şimdi gelelim karikatüre;

Okullarımızda bu sanat dalı eğitim teknolojileri ile birlikte anıldığında daha iyi bir işlevi gerçekleştirecektir kuşkusuz. Biz bu sanat dalını yalnız öğrenciler için değil, özellikle de öğretmen arkadaşlar için gerekli görüyoruz. Hatta bunun alt yapı çalışmalarını oluşturup Türkiye genelinde bir pilot bölge uygulama düşüncesindeyiz.
Belirli dönemlerde Bayraklı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görev yapan öğretmen arkadaşlarımız için hizmet içi eğitim çalışmaları düşünüyoruz.
Şu konunun üzerinde dikkatle durulması gerekmektedir.Mesleki eğitim çalışmaları, nasıl ki iş dünyasıyla iç içe daha iyi sonuçlar veriyorsa, sanat eğitimi de sanat ve sanatçıyla iyi sonuçlar verecektir kuşkusuz. Bugüne dek okullarda yapılan sanatsal etkinliklere bakıldığında ortaya çıkan uygulamalarda söylenenin uygulananla örtüşmesi gerektiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Milli Eğitimde karikatür çalışmalarında amaç çizer öğretmenler yetiştirmek değildir. Çizgiyi anlayabilen yani karikatürü okuyup yorumlayan ve bunu derslerinde de öğrencilerine motivasyon aracı olarak kullanabilen öğretmen arkadaşlarımıza yeni bir bakış açısı getirme ve onların yolunu açma düşüncesindeyiz.
Böylece öğrencilerimizi eğlendirirken öğreten bir uygulamanın da eğitimde yer almasını istiyoruz.
Başka bir deyişle öğrencilerimiz ezberden kurtulsun yaratan, düşünen bireyler olsun gelecekte.
Bu çalışmalarla hem öğretmen arkadaşlarımız hem de öğrenciler daha zevkli, daha yapıcı bir ortamda ders işleyebilsinler, diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, hepinize teşekkür ederim.

Şahan ÇOKER
Bayraklı İlçe Milli Eğitim Müdürü

(6 Kasım 2010’de Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkez’inde Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği ve Konak Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Milli Eğitimde Karikatür adlı panelde İzmir Kız Lisesi Almanca Öğretmeni Sultan Özbek’in konuşma metninin kısaltılmışıdır.)

Merhabalar!
İsmim Sultan Özbek.İzmir Kız Lisesi’nde Almanca Öğretmeni olarak görev yapmaktayım.”EĞİTİMDE KARİKATÜRÜN YERİ” konusunda ben de sizlerle deneyimlerimi paylaşmak istedim.
1982 yılından beri Almanca Öğretmeni olarak çalışıyorum. Mesleğimin ilk iki yılı hariç ,karikatürü derslerimde düzenli olarak kullandım.OYSA BEN HİÇ ÇİZEMEM!Ancak çizerlerin karikatürlerini izlerim ve konularıma uygunluğu olduğunda alırım.NEDEN Mİ? Çünkü monoton bir ders akışını eğlenceli, ilgi çekici bir duruma getirmek her öğretmenin olduğu gibi, benim de amacımdır.
1984 yılından itibaren okul dergilerinin yayın kurulunda gönüllü olarak çalışıyorum. Öğrencilerin ders dışı etkinliklerle okulunu daha çok sevdiklerini, daha geliştiklerini izledim, hep. Ayrıca bu gibi etkinliklerde öğrencilerin yetenekleri daha çabuk ortaya çıkabiliyordu.
ü 1984 yılında Ankara Anadolu Lisesi’nde “UNSERE WELT” (BİZİM DÜNYAMIZ) okul dergimizdeki öğrenci çizgileri ile başladı, benim ilk deneyimim.
ü Yine aynı okuldaki “ Konversation” (Konuşma) derslerimde “VATER UND SOHN” kitabındaki karikatürlerle öğrencilerimin daha iyi konuştuklarını, çizgileri dizelerden daha ilgiyle takip ettiklerini gördüm. Artık karikatür, konuşma derslerimin bir malzemesi olmuştu.


1992 yılında Van Atatürk Lisesi’nde “KARDELEN “ okul dergisinde öğrencileri yönlendirmem biraz daha iyiye gidiyordu. Ancak orada Almanca değil, Türkçe çalışıyorduk. Çünkü okulumuz Anadolu Lisesi değildi. Dergi ve çizgi çalışmalarıyla, Van’da öğrencilerimi ne kadar iyi yönlendirdiğimi, bugün daha iyi görebiliyorum.
ü 1993-1998 yıllarında Münih’te öğretmen olarak çalıştım. Oradaki Türk öğrencilerimizi de “TARHANA” dergisinde buluşturduk. Öğrencilerimizin okul saatleri dışında, büyük bir istekle çizgi çalışmalarına katıldığını gözlemledik.
ü 1998 yılında başladığım ve halen görev yaptığım İzmir Kız Lisesi’nde yine öğrencilerimle okul dergisi çalışmalarını başlattık. Bu kez “ALLE UND ALLES” (HERKES VE HERŞEY) tüm deneyimlerimi öğrencilerimde buluşturduğum bir dergi oldu.(İki hafta önce dergimizin bir çizeri Zeynep Maşalacı tüm Türkiye’deki Almanca öğrencileri arasında yapılan afiş yarışmasında 1. oldu.)

2010-2011 yılında Almanca alan sınıflarında okuttuğumuz ders kitabındaki 2. konu dünyadaki ünlü çizerlerden alıntı yapıyor. Öğrencilerimin Almanca dersinde en iyi 2. konuyu öğrendiklerini gözlemledim.
“ Neydi KARİKATÜRÜN dersime kazandırdıkları?”diye sorarsanız, size bunu kısaca şöyle özetleyebilirim: ÖĞRENME ZEVKİ! Kendi yaşantımızda da öyle değil midir? Zevk aldığımız konularda daha başarılıyızdır. Ben de başarılı bir öğretmen olmak istiyordum. Alanımda iyi öğrenciler yetiştirmek diğer tüm meslektaşlarım gibi benim de en büyük isteğimdi. Bu işi bir zevk haline getirmenin yollarından biri de karikatürdü.
Yaşamımıza farklı bir renk, bir zevk bir estetik getiren tüm çizerlere burada bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
Saygılarımla.

Sultan ÖZBEK
İzmir Kız Lisesi Almanca Öğretmeni

(6 Kasım 2010’de Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkez’inde Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği ve Konak Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Milli Eğitimde Karikatür adlı panelde Hasan Efe’nin konuşma metni genişletilerek.)

Milli Eğitimde Karikatür Süreci

Hasan EFE

Bugün ülkemizde sistemli ve izlenceli bir karikatür eğitiminden söz etmek olası değildir. Bu durum ülkenin sosyal, ekonomik, siyasal, tarihsel ve kültürel gelişimiyle doğrudan ilgilidir.
Ülkemizdeki bu durum coğrafi ve tarihsel olarak ele alındığında böyle bir gelişmenin olmamasının gerekçesi birçok nedenlere bağlansa da siyasi erkin etkisi oldukça belirleyicidir denebilir.
Eğitim sisteminin kendi içindeki devinimsizlik genel eğitim sistemini olumsuzlamakta, genelin bu olumsuz işleyeşi özelinde birçok tartışmaları beraberinde getirmektedir. Bunlardan en önemlisi ezbersiz eğitim alanındakilerdir.
Ezbersiz eğitim kendi bünyesinde karikatürü de kapsamaktadır.
Ülkemizde bu tür çalışmalar sürerken sistemsiz ve bireysel olanaklarla milli eğitimde karikatür ile eğitim yapan öğretmenlerin sayıları da azımsanamayacak kadar vardır.
Bu öğretmen arkadaşlarımız kendi tecrübeleriyle bugüne kadar da oldukça iyi yol almışlardır karikatür ile eğitim uygulamasında. Özellikle derslerde kendi branşlarında başarılı olmanın dışında karikatürü de sevdirmişlerdir öğrencilerine.
Öte yandan da zümre çalışmalarında diğer öğretmen arkadaşlarıyla da zaman zaman karikatür ile eğitim alanında ortak bir çalışma içine girmişlerdir.
Bu tür çalışmaların temeli kendiliğinden de olsa 1600- 1700’lü yıllara dayanmaktadır.
İtalyan filozof Giambattisa Vico Yeni Bilim adlı yapıtında, “ ‘Kitabın anafikri’ kısmının başlarında, gravürü kitabına ekleme sebebini dile getirir ve şöyle der: ‘Çalışmamı okumadan önce, Yeni Bilim’imin düşüncesine şekil vermek için ku tabloyu kullanabilirsiniz. Ve okuduktan sonra da, bu tablo, çalışmamı hafızanızda tutmak için hayâl gücünüze yardım eder.” (Gıambattısta Vico ve Yeni Bilim’in Temel Kavramları, der. Levent Yılmaz, Kültür İncelemeleri 1, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 2004)
Görselliğin anlama ve kavramadaki önemini G. Vico 1744’te öne çıkarmış.
Bizler ise 21. yülyılın başlarında bu konuyu tartışır durumdayız. Görselliğin özellikle de karikatür sanatının öğrenmedeki önemi üzerinde bir şeyler yapmak için uğraşılmaktadır.
Bu konuyu altta farklı boyutlarıyla ele alacağız.
Günümüz karikatür eğitiminin bu olumsuzluğuna karşın, tarihin bize farklı bir şeyler söylemekte olduğunu görebiliyoruz.
Sözgelimi Fatih Sultan Mehmet’in yaşamını irdeleyen tarihçeler onun çizgiyle ilgili olduğunu görürler. Fatih’in bu ilgisinin doğrudan karikatüre olmadığını biliyoruz. O’nun (Fatih) çizgiye olan ilgisine dikkatle bakıldığında, çizimlerindeki abartıların karikatürsel özellikler taşıdığını fark edebiliyoruz. Ondaki böyle bir çizme biçimi, geçmişimizin bu yönde irdelenmesi için bir gerekçeyi de doğrular diye düşünülebilir.
Öte yandan Nasrettin Hoca, İncili Çavuş ve Bektaşi fıkralarıyla süren bu mizah geleneğimizin tarihi yüzyıllar öncesinden kök salmıştır toplumumuza.
Buradan bakarsak toplum olarak özelinde çizgiden, genelindeyse mizahtan hiç uzak olmadığımız söylenebilir.
Bir de yakın tarihimize baktığımızda bir ekol olan; Diyojen, Marko Paşa, Tef, Dolmuş, Gır Gır, Çarşaf …ve bugün ilgiyle okuduğumuz birçok mizah dergileri karikatür ve mizah dünyamızı sürekli canlı kılmıştır.
Bunların yanı sıra karikatür ve mizahla ilgili kurum ve kuruluşlar(vakıf, müzeler ve dernekler) da yakın tarihimizde kendi üzerine düşen görevleri(karikatür eğitimi olarak) yerine getirseler de sistemli ve süreklilik ölçüsünde yeterli olamamışlardır.
Böyle güçlü bir mizah alt yapısının olduğu ülkemizde karikatür eğitimin olamamasının temel nedenini siyasi erke bağlamıştık. Ülkemizde iktidar ve yönetimi elinde tutan siyasi güç, kendi varlığını sürdürme temeline bağlı olarak elinde bulundurduğu eğitim ve kültür olanaklarını kendi ideolojisi doğrultusunda kullanırken ekonominin gereği olan alt yapı ve üst yapı unsurlarını dengede tutamamıştır. Toplumda kültürel ve eğitim alanlarında köklü değişikliklere gidememiştir.
Özellikle eğitim ve kültürel alanda feodal alt yapının ağır bastığı bir işleyiş, üst yapıdaki gelişmeyi kabullenememiştir. Alt yapı ve üst yapıdaki bu dengeler çatışması eğitim sistemini doğrudan olumsuz olarak etkilemiştir.
Bu genel çerçeveden baktığımızda karikatür eğitimi ve sektörü günümüzde kendi kanalındaki suyu yavaş yavaş akıtmaya başlamıştır.
Bu çalışmalar yetersiz olsa da toplumda bir farkındalık söz konusudur.
Şimdi bu farkındalık sürecinin yakın geçmişimizdeki gelişmeleri irdeleyelim.
1960, 70 ve 80’li yıllarda gazete ve dergilerde etkili olan karikatür sanatı, kendi eğitimini usta-çırak geleneği doğrultusunda vermekteydi. Bu işleyiş 90’lı yıların ortalarına dek sürdü. Dergilerdeki bu işleyiş ağırlığını daha sonra dernek ve atölyelere kaydırdı.
Buralardaki çalışmalar da karikatür eğitiminin işleyişini sistemleştiremedi.
Bu süreç işlerken karikatürist Hakkı Uslu ve karikatürist Abdülkadir Uslu 1997 Eylül’ünde Karikatür Okullarda Ders Olarak Okutulsun başlıklı bir yazıyla karikatür eğitiminin gerekliliğini basın bildirisi olarak komuoyuna sundular.
Bu bildiriye yanıt Mahmut Tunçsan tarafından Şubat 1998’de Karikatür Ders Olmalı mı? başlıklı yazıyla geldi.
Uslu kardeşlerin okullarda karikatür eğitimi isteği tezi Tunçsan tarafından olumsuz yanıt buldu. Tunçsan’ın bu olumsuz yanıtına Hasan Efe 10 Mayıs 1998’deki Karadeniz Gazetesi’nin Taka Mizah ekinde Karikatür Dersi Ya Da Seçmeli Karikatür Sanatı Dersi başlıklı yazıyla karşı çıktı.
Bu tartışmalar geniş karikatür kuruluşları tarafından yankı bulmasa da belirli grupların karikatür eğitimi üzerindeki yazıları yavaş yavaş dikkatlerı bu yöne çekti.
Tartışmalar ağır ağır ilerlerken Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Prof. Atila Özer, bir karikatür kulübü kurdu. Daha sonra aynı üniversitede Atila Özer, karikatür eğitimini ders olarak vermeye başladı. İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde Galip Tekin bu dersi sürdürdü. Diğer yandan Ahmet Aykanat, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Prof. Dr. Ali Özçelebi’nin katkılarıyla, karikatür eğitimi vermeye başladı. Bazı üniversitelerin yanı sıra özel ortaöğretim kurumlarında verilen karikatür eğitimi belirli bir sisteme oturmadı.
Hasan Efe 1995/96, 96/97, 97/98 yıllarında Almanya’nın Münih kentindeki Asam Gymnasium’da karikatür derslerini programlaştırmaya başladı.
Ders programlarını ilköğretim, ortaöğretim ve üniversitelerde tartışmaya açan Efe Türkiye’ye döndükten sonra, hazırladığı “İlköğretim Okullarında Seçmeli karikatür Sanatı Dersi Programını” MEB/ EARGED gönderdi. EARGED Uzmanı Dr. Ruhi Kılıç’ın önerileri doğrultusunda seçmeli karikatür sanatı dersi programı üzerinde bir yıl daha çalışıp programı tamamladı.
Bu çalışmalar sürerken Milli Eğitim Bakanlığı’nın yıllarca kabul etmediği okullar arası karikatür yarışmaları sürekli gündemde tutuldu. Bakanlığın bir türlü kabul etmediği okullar arası karikatür yarışması için İzmir Çiğli Teğmen Ali Rıza Akıncı Lisesi resmi başvurusunu 14 Aralık 1998 tarih ve 70787 sayılı yazısıyla yaptı.
Bakanlığın 26 Aralık 1998 tarih ve 17397 sayılı yazısı ile okullarda karikatür yarışması resmi olarak kabul edildi.
Bu belge İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün çıkardığı Biz adlı dergi ile kamuoyuna duyuruldu. Daha sonra birçok dergi, gazete ve broşürlerde bu haber yer aldı.
Böylece karikatür sözcüğünün duyulması okullarda, özellikle de özel okullarda hızla yayılmaya başladı. (Özellikle bu cümlenin altını çizmek isterim. Okullarda karikatür sözcüğünün duyulması, MEB dışındaki biri için önemsiz gelebilir. Bakanlık içerisinde olanlar bu sözcüğün dile getirilmesinin ne kadar sıkıntı yarattığını bilirler. Bu satırların yazarı, karikatür ile ilgili çalışmaları için çok fazla sıkıntılar yaşamıştır.)
Bir yandan karikatür etkinlikleri öte yandan karikatür eğitimi aralıklarla gündemdeki yerini korudu. Daha sonra MEB hazırladığı ilköğretim 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıfların Türkçe ders programında karikatür, derslerde araç olarak kullanılmaya başlandı. Ayrıca 2008 eğitim öğretim yılında ortaöğretim kurumlarında okutulan Dil ve Anlatım 11. Sınıf kitabının 127’nci sayfasındaki(Eleştiri konusu) 15. etkinlikte yer alan şıklar arasında bir karikatür çiziniz seçeneğine de yer verildi.

MEB’nin uygulamaya koyduğu ders dışı etkinlikler çerçevesindeki çalışmalar doğrultusunda Altan Özeskici’nin Çorum Bahçelievler İlköğretim Okulu’nda oluşturduğu karikatür grubu da Tebeşir adlı bir mizah dergisi çıkardı, karikatür sergileri açtı ve yarışmalar düzenledi.

Bazı karikatürcü arkadaşlarımız karikatür dersi ile ilgili önerilerini MEB’ye sundu. Onların bu başvuruları eğitim ve pedagojik anlamda yeterli olmadığı için ilgi görmedi.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım bu gelişmeler göstermektedir ki, karikatür sanatı eğitim sistemi içerisinde kendini bir yere oturtmaya çalışırken, çok küçük de olsa kazanımlarının kolay olmadığını gösteriyor.
Özetle söyleyecek olursak şu anda MEB’nin kabul ettiği Seçmeli Karikatür Sanatı Dersi Programı yoktur.
Ayrıca ders dışı etkinlikler kapsamındaki çalışmalar öğretmenlerin kendi inisiyatifinde geliştirdikleri izlencelerdir. Bu tür ders dışı etkinlikler özel okullarda son yıllarda yaygınlaşmaktadır.
Bu sürecin hızlanması için MEB Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisi (sayı: 57, Kasım 2004) Popüler Kültür ve Karikatür adlı bir dosya hazırlar (Bu dosyanın fikir babası Hakkı Uslu’dur).
Ayrıca Şubat 2007 tarihli aynı dergi Karikatür ve Eğitim dosyasını yine gündeme getirdi.

Hürriyet Gösteri dergisi (sayı: 275, Kasım 2005) Yeni Eğitim Sisteminde Karikatürün Yeri adlı bir dosya hazırlar.

Bu dosyadan bir yıl sonra İzmir Büyükşehir Belediyesi-İzfaş ve Karikatürcüler Derneği İzmir Temsilciliği Karikatür ve Eğitim adlı bir akademik panel düzenler. Bu paneldeki konuşmalar kitaplaştırılıp ilgililere dağıtılır.

Karikatür ve Eğitim çalışmaları Karikatür ve Edebiyat’a kaydırılır. Bu alanda Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciği ve İzmir Konak Belediyesi Kültür Müdürlüğü Aralık 2005’te Karikatür ve Edebiyat paneli düzenler.

Varlık dergisi de (Ocak 2006) Karikatür ve Edebiyat adlı bir dosya hazırlar.
Bu çalışmalar doğrultusunda İle dergisi, (Mayıs-Haziran 2007) ekinde Görsel Metinden Yazınsal Metne Metinler Arası İlişki- Karikatür ve Edebiyat adlı bir kitap verir.
İzleyen çalışmalar sürerken bazı arkadaşlarımız bu alanda yüksek lisans ve doktora tezlerini tamamlar. Şu günlerde değişik üniversitelerde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapan arkadaşlarımız da vardır.
Ne ki, 1990’lı yılların başında karikatür ve eğitim konusuna ne yazık ki karikatürcü ve eğitimciler tarafından da sıcak bakılmazken bugün az da olsa durumun değiştiği görülmektedir.
Yazımızın başında belirlediğimiz genel eğitim sistemi içerisindeki bu çalışmalar belki yeterli görülmeyebilir. Sonuçta alınan yol çok az olsa da önümüzdeki yıllarda bu çalışmaların hızla süreceğini göstermektedir.
Bu alanda uğraş verenler, bürokrasi ve siyasi erkin karikatür üzerindeki olumsuz önyargısını kırmışlardır.
Einstein’ın önyargı ile ilgili ünlü sözü unutulmamalıdır.

Karikatür Eğitimi ve Karikatür ile Eğitim İzlenceleri
Benim karikatür ve eğitim üzerinde önemle durmak istediğim bir başka konu var.
Karikatür eğitimi ele alınırken;
a) Karikatür Eğitimi,
b) Karikatür ile eğitim’i ayırmamız gerekir.
Karikatür eğitimi bağımsız bir ders saati içinde uygulamaya yönelik bir program olarak algılanmalıdır.
Karikatür ile eğitim ise bütün derslerde(fen, edebiyat, sosyal, müzik…) karikatürün araç olarak kullanıldığı bir uygulama olarak düşünülmelidir.
MEB, üniversitler ve eğitim kurumları karikatür eğitimini ele alırken bu iki ayrım üzerinde durmalıdır.
Bugün okullarımızda seçmeli karikatür sanatı dersi uygulamaya konulsa başarılı olur mu? sorusu sorulabilir. Bakanlık böyle bir dersi uygulamaya koymadan önce ülke genelinde bir ön çalışma yaparsa iki yıl içerisinde Türkiye’nin bütün illerinde bu dersi verebilir, diye düşünüyorum. Bu konudaki öneriler bakanlığa daha önceki yıllarda sunulmuş ama bir yanıt alınamamıştır. Konuya uzak olan bakanlık yetkilileri böylesine ağır ve iddialı bir konu üzerinde durmaktan kaçınmaktadırlar, diye düşünüyorum.
Üniversite ve özel okullar kendi bünyelerinde karikatür eğitimini yıllarca sürdürse de geniş alana yayamayacaklar, görüşü bende ağırlık kazanmaktadır. Karikatür eğitimin etkili olabilmesi için örgün ve yaygın bir işleyişin olması gerekir ki bu da MEB ile olasıdır.
Bu başka bir panel konusu olarak ele alınmalıdır.
Diğer bir konu karikatür ile eğitim. Bence en etkili alan budur. Karikatür ile eğitim bir yerde karikatür eğitimini de kapsayabilir.
Yukarıda yer yer örneklerini verdiğim çalışmalar hâlâ sürdürülmektedir. MEB’nin olumsuz önyargıları bu alanda kısmen kalksa da istenilen sonuç elde edilememiştir.
Asıl çalışmalar bundan sonra başlamaktadır.
Bu konuyla ilgili şu soruların yanıtları aranmalıdır;
1. Öğretmenler (her türlü alan öğretmeni ya da sınıf öğretmenleri) karikatürü yeteri kadar tanıyor mu?
2. Öğretmenler hangi karikatürü ne zaman ve nasıl kullanacak?
3. Öğretmenin derste kullandığı karikatürü öğrenci açabilecek mi?
4. Öğretmenin karikatür çizmesi gerekli midir?
5. Derslerde karikatürü kullanma süreleri ne kadar olmalıdır?
6. Her karikatür öğrenciyi motive edebilir mi?
Bu soruları çoğaltabiliriz.
Karikatürü yeteri kadar tanımayan, onu okuyamayan bir öğretmenin elinde karikatür birçok tehlikeyi de beraberinde getirir. MEB’nin tedirgin olduğu konu belki de budur.
Bu tedirginliğin aşılabilmesi için birçok alanda bilimsel çalışmaların yapılması kaçınılmazdır. Çünkü karikatür ezbersiz eğitimin en önemli unsurlarından biridir.
Sistemli bir izlenceyle iki yıl içerisinde Türkiye genelinde bu çalışmalar yaygınlaşabilir. Bu da MEB’deki genel müdürlüklerin koordineli çalışmalarıyla olur.
Bu çalışmaların gerçekleşebilmesi için MEB’nin merkez teşkilatında etkili ve pratik kararlar alabilen aktif bir kadronun olması gerekir.
İstenirse, bu kadro çok kısa bir zamanda oluşturulabilir.
Karikatür ile eğitimin bir başka boyutu da üniversitelerdir. Bu görev YÖK’e ya da üniversitelerin kendi senatolarına düşmektedir.
Bünyesinde eğitim fakültesi bulunan üniversiteler, karikatür ile eğitim adı altında bir ders ile, yetişecek öğretmen adaylarına uygulamalı ve teorik karikatür dersleri verir. Bu alandan mezun olan öğretmen adayları kendi okullarında ders anlatırken karikatürü derslerde bir motivasyan aracı olarak kullanabilir.
Karikatür ile eğitim, yalnız eğitim sektöründe değil, ekonomi, sanayi, turizm, tarım, ticaret, sağlık, endüstri, bankacılık, ulaştırma ve diğer alanlardaki hizmet içi eğitimlerde etkili bir şekilde kullanılabilir.
Özetle
Karikatür eğitimi ve sektörü ülkemizde istenildiği yerde değildir. İstanbul, İzmir ve Ankara, Trabzon, Bursa, Eskişehir gibi büyük kentlerimiz dışında bu konu pek bilinmemektedir.
Bu alanda büyük bir boşluk görülmektedir.
Sonuç
Görülen o ki, Karikatür Eğitimi ve Sektörü önümüzde boş bir alan olarak durmaktadır.
Bu boşluğun giderilmesi için yapılması gerekenler;
1. Yavaş yavaş da olsa devam eden çalışmaların sürekliliğini sağlamak,
2. Karikatür eğitimi ve karikatür ile eğitimi kuramsallaştırmak,
3. Üniversite ve özel okullarda konuyla ilgili bölümler açıp bu bölümleri yaygınlaştırmak,
4. MEB ile ilişkileri sürekli kılmaktır.
On beş, yirmi yıl önce bir ütopya olan karikatür ve eğitim konusu bugün yavaş yavaş yaygınlaşmaktadır.

02 Şubat 2008

Mordoğan Belediyesi 2. Ulusal Karikatür Yarışmasında Finale Kalan Karikatürler!

Burak Ergin

Özgün Abay

Ahmet Aykanat

İsmail Kar

Engin Selçuk

Gökalp Yıldız

Hüseyin Keleş

Kenan Böğürcü

Mehmet Kahraman

Yılmaz Muslu

Mahmut Eshonkulov

Hilal Yıldız

Güneş HacıHalil

01 Şubat 2008

GÖRSEL METİN OLARAK KARİKATÜRÜN ANLAM YAPISI (Hasan Efe)

(İLE DERGİSİ, SAYI 15, MART- NİSAN 2008)

GÖRSEL METİN OLARAK KARİKATÜRÜN ANLAM YAPISI
HASAN EFE

Bir görsel metin olan karikatürü anlamlandırabilmek için onun derinliğindeki soyut yapıya inmek gerekir. Bu da şiirsel imgeyle özdeşleşir.
Şiirde varolan metindışı nesnel bağlaşıklıkları bir karikatürde de görmemiz olası.
Çizginin sanatçıdan başlayarak bir oluşum süreciyle, alıcıda (okuyucu/bakıcı) sonlanan tüketim aşaması, karikatürü görsel bir metinin olgusu olarak sunar.
Bu aşamalar sanatçı, oluşum süreci ve yapıt/karikatür olarak düşünülmelidir.

1-SANATÇI (Karikatürcü)
2-OLUŞUM SÜRECİ (Evren (nesneler), toplum, tarih, antropoloji, coğrafya, estetik, poetika, insan ilişkileri, olgular, psikoloji, vb.)
3-YAPIT (Görsel Metin Olarak Karikatür)

Belirlediğimiz bu oluşumu Mordillo’nun karikatürüyle açalım.
Sanatçı (Mordillo) => Oluşum Süreci (Sanatçının etkileşimi, bilgi ve sanatsal birikimi... coğrafya-ada; palmiye, adam, kadın; cankurtaran simidi; olgu, kurtulma, sevinme ya da ulaşma; psikoloji yalnızlık, kurtuluş, imdat, çaresizlik, sevinç....insan ilişkileri; paylaşım...) => Yapıt (görsel olarak üç karelik karikatür)

MORDİLLO

Bir görsel metin olan karikatürü düz okuyalım.
Issız bir adadaki adamın yadım isterken karşılaştığı şaşkınlık...

Görsel metnin anlamsal yapısını açalım.

Yüzey Yapının Anlam Öğeleri

1.Çizgi,
2.Nesneler;

a.ada (mekan, yer),
b.altı yapraklı ağaç (palmiye/hurma),
c.deniz/okyanus/göl,
d.erkek, kadın,
e.cankurtaran simidi.
3.Metnin bölümleri (kareler-üç bölüm),
4.Hareketler;

a. verilmeyenler,
b.verilenler.

1.Çizgi;
görsel metinde gözü yormayan, fazlalıklardan arındırılmış, yalın, akıcı ve bütünlenen çizgiler öne çıkar. Çizer, yerin (mekan) belirlenmesi için adayı oluşturan bütünsel çizginin alt ve yanlarında kesik ve titrek çizgilerle deniz/okyanus/göl görselliğini oluşturmuş.
Adanın solundaki (ağacın altında) çizginin koyulaşarak öne çıkması, ağacın karaltısını (gölge) vermek içindir.
Adamın yazdığı S’nin solundaki ve içindeki serpiştirilen noktalar zeminin kum/gevşek toprak olduğu izlenimi vermektedir. Daldaki sert ucun zeminden kazıdığı serpintiler belli belirsizdir. Yine kalem işlevi gören yaprağın hareketini adamın yaprağı tuttuğu yerin dışındaki yay çizgiler vermektedir. Aynı çizgileri kıvrılan ayağın dışında da görüyoruz. Bunlara hareket çizgileri denir.
Altı yapraklı palmiyenin (hurmanın) bir yaprağı im belirleyici (kalem) olarak öne çıkmış yani koparılmış. Yapraklardaki çok az beliren kısa ve kesik (yatay) çizgiler gölgeyi vermektedir. Adam ve kadında burun, el, ayak, kafa ve gövde dışında ayrıntılar görülmemektedir. Bir tek ayrıntı, iki insanın cinsiyet ayrımı olan saç ve sakalda öne çıkar.
Yer yazısındaki çizgi akışı diğerlerinden farklıdır. Çünkü bir SOS (İMDAT-CANKURTARAN) imi olduğu için daha koyudur. Bu koyuluğun da çok belirgin olmaması, onun toprağa ya da kuma yazılmasından kaynaklanmaktadır.
Metni çözecek olan alıcıya böyle bir izlenim verilmek istenmiştir.

2. Nesneler ;
a. Ada(mekan, yer);ilkin iki, sonra da üç yaşam belirtisi öne çıkmaktadır adada. Bunlar ağaç, adam ve kadındır.Bu ıssızlık bir çaresizlik ve imdata götürüyor adamı birinci ve ikinci karede. Son karede adadaki yaşam değişiyor. Olayın geçtiği yer bir adadır sonuçta.
b.Altı yapraklı ağaç ( palmiye /hurma), bu, görsel metindeki yaşam unsurunun bir belirleyicisidir. Eğer adada yaşam olmasaydı ağaç da olmazdı. Ayrıca adadaki diğer canlı(adam) için de kurtarıcı bir unsurdur. Çünkü yaprak, bir imleme aracı olarak öne çıkmaktadır. Bu yaprağın gövdeden ayrılan ucuyla yere yazılan, SOS’un koyulaşarak diğer çizgilerden ayrılması, dal ucunun sertliğinden kaynaklanmaktadır. Aynı araç (yaprak-kalem) en alt karede temizleyici olarak da kullanılmıştır.
c.Deniz (okyanus, göl), ada çizgisinin yanlarında ve altındaki kesik, titrek çizgilerle verilmiştir. İkinci karede, kadının denizden çıkarken, suda oluşturduğu dalgalar da deniz çizgilerinin zıddıyla belirginleşir. Birinci karede, denizdeki bu durgunluk adadaki ıssızlığı, çaresizliği daha da artırmaktadır. İki ve üçüncü karelerde adadaki ıssızlık vurgusu geriye itiliyor.
d.Erkek ve kadın, görsel metnin(karikatürün) özneleridir. Adam asıl, kadın
da yardımcı özne olarak öne çıkmaktadır. Asıl öznenin adada uzun süre kaldığını saç ve
sakalının uzunluğundan anlıyoruz. Adamın pantolonunun paçaları da yok olmuştur.
Bunu dizlerdeki koyu çizgiler verir. Adamın zorlu bir yaşam sürecine girdiği
gözlerden kaçmaz. Özellikle yalın ayak oluşu...
Adam ve kadındaki psikolojik durum yüz ifadeleriyle belirmez. Özellikle
adamdaki ruhsal durum, hareketle öne çıkar. İkinci karedeki devinimsizlik, şaşkınlığı;
üçüncü karedeki yaprakla yazının silinmesi de aşırı bir sevinci verir. Kadındaki
şaşırma(beklenmezlik) da devinimsizlikle ortaya çıkar. Hızlı adımlarla adama yalın ayakla yaklaşan kadın, adamın yazıyı silmesiyle hareketsiz kalmaktadır. O, şaşkınlığından adım
bile atamaz.
e.Cankurtaran simidi, kadını yaşamsal kılan bir kurtarma aracıdır. Kadını
adaya ulaştıran bir nesnedir.

3.Metnin bölümleri (kareler-üç bölüm);
görsel metnin bütünlüğünü veren üç kare birleştirildiğinde metnin çözümünü verir. Kendi başına anlamsız olan her kare diğer kareyle bir bütünlük oluşturur. Birinci kare ikinciyle, ikinci de üçüncüyle görsel metnin oluşumunu sağlar.

4.Hareketler ;
a. Verilmeyenler, ilk karede ağaç yaprağının koparılması. Okur(bakan kişi) onu kendi usunda tamamlar. Bu eksiltili bir algılamadır. İkinci karede kadının yüzerek adaya gelmesi verilmemiştir. Biz onun yüzdükten sonraki durumunu gördüğümüz için yüzmesini usumuzla tamamlarız.Bu da eksiltili bir algılamadır.
b .Verilenler, birinci karede adamın SOS’u yazmaya başlayıp ikinci karede bitirmesi. Burada da tümlenmiş bir eksilti vardır. İlk S’nin yazımı verildiği halde ‘O’ ve ikinci S’nin yazımı verilmemiştir, ama bir bütün olarak bakıldığında verilmeyen iki harfin tamamlanışı eksiltileri tümleştirmiştir. Kadının denizden çıkıp adada yürüyüşü de verilen hareketlerden biridir.

Derin Yapının Anlam Öğeleri
Mordillo’nun vermek istediği ileti görsel metnin var olan gerçekliği değildir. Asıl amaç derin yapıdaki soyutlama, sezilen gerçekliktir. Bunları sırayla açalım.
Ada ile yalnızlık verilmiştir. Bu yalnızlığın boyutları durgun bir denizin görünümüyle artırılarak umutsuzluk, çaresizlik öne çıkarılmıştır. Çizgideki yalınlıkla belirir bunlar. Ada, bütünden kopmuş bir parçadır. Günlük konuşmalarda, yaşamda hep öne çıkar bu kavram. Örneğin, insanların tepkisini ölçmek veya onların düşüncelerini öğrenmek için sıkça sorulan sorulardan bazıları:
“Issız bir adaya düştüğünüzde yanınıza almak istediğiniz üç şey nedir?”
“Issız bir adada kimlerle olmak istersiniz?”
“Issız bir adada nasıl bir yaşam düşünürsünüz?”
.........
Bu sorular artırılabilir. Demek ki ada yalnızlık, çaresizlik, vb. kavramların simgesidir. Bu görsel metinde Mordillo Ada’yı bir simge olarak kullanmıştır.
O zaman karikatürün simgesi adadır, diyebiliriz. Aynı zamanda ada, bir coğrafya terimi gerçekliğinden çıkarak kendi anlamı dışında kullanılmıştır. Yani gerçek anlamdan kurtulup mecaz (değişmece) anlama bürünmektedir.
Adadaki adamın saç ve sakalının uzaması, pantolon dizlerinin de olmayışı; yalın ayak dolaşması bulunduğu mekan, zaman ve olayla uygunluk (tenasüp) göstermektedir. Bu uygunluğu kadının belindeki cankurtaran simidi de vermektedir.
İkinci karede kadının denizden adaya gelmesi bir beklenmezlik (terdit) tir.
Görsel metindeki zıtlığı, hareketle verilen duygularda görüyoruz. Önce korku ve bekleyiş içinde yardım, SOS, bekleyen adam, kadını görünce seviniyor, bu duygusunu da yazıyı ( SOS’u) hızla silmesiyle belirtiyor. Üzüntü (bekleyiş, imdat, yardım...)- sevinç (coşku, umut...), zıtlık.

Üzüntü=> Beklenmezlik=> Sevinç: Zıtlık
Beklenmezlik olmasaydı, zıtlık da olmayacaktı.
Adanın üçte birinin SOS ile yazılması bir abartmadır, ama aynı zamanda da bir uygunluktur. Çünkü yazı ne kadar büyük olursa uzaktan okunma olasılığı artar, böylece dikkat de çeker.
Son karede kadının adaya gelmesiyle yaşanan sevinç sonucu, adam SOS’u hızla siliyor. Kötü bir olayı iyi nedene bağlıyor, davranışta iyi neden buluyor, çünkü yalnızlıktan (üzüntü) kurtulmuştur! Burada tevriye (meramı gizleme) de var diyebiliriz. Çünkü meramını gizlemektedir.Asıl amaç, adadan kurtulup ayrılmak olduğuna göre, bu amacını, SOS’u silerek gizlemektedir.
Bütün bunlar, sapmalarla okur (bakan) zihninde şekillenip yeni bir biçime bürünerek anlamlandırılır. Yani görsel metin, imgeleşerek karikatüre dönüşür..
Görsel metni imgeye götüren kompozisyon öğeleri ; değişmece (mecaz), tenasüp (uygunluk), tezat (zıtlık), terdit (beklenmezlik), mübalağa (abartma), hüsn-i Talil (güzel neden bulma), tevriye (meramı gizleme); simge ile imgedir.

Metin Dışı Nesnel Bağlaşıklar
Görsel metni çözebilmek için okuyucunun/bakanın bilgi, görgü, sezgi ve algıları öne çıkar. Okur, bu bölümde yüzey yapının sığlığından kurtularak görsel metni yorumlamaya çalışır.
Her şeyden önce bir görsel metni okuyan(çözen), plastik sanatların olanaklarından da yararlanmalıdır. Yazımızın başlarında, okuyanın/bakanın yüzey yapının anlam öğeleri bölümünde verdiğimiz ayrıntıları da bilmesi gerekir, diye düşünüyorum.
Çizginin görsel olanaklarından etkilenmeyen, bunların ayrımlarını sezemeyin bir okurun karikatürü anlamsal olarak dar bir biçimde çözmesi mümkün de olsa, estetik olarak olası değildir.
Ayrıca okuyucunun; erkek-kadın ilişkilerini, yalnızlık, korku, umut, coşku, yaratı(çözüm üretme), cinsellik, aldırmazlık, vb. kavramları bilmesi ya da sezmesi, bunların insan ve toplum üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini ayrıt edebilmesi gerekir. Eğer okur (bakan), bunlardan yoksunsa, görsel metin olan karikatürdeki imgeyi belirleyemez.

Görsel Metin Olarak Karikatürün Anlamlandırılma Aşamaları
Karikatürü çözebilmemiz için önce üç kareye bakıp düz okuyalım.
Issız bir adadaki adamın yadım isterken karşılaştığı şaşkınlık...
Düz okuma/anlamlandırmadan sonra sorularla diğer aşamalara geçeriz. Bunları yarı ayrı ele alalım.


1. karede;
A. Adam, bu adaya nasıl ya da niçin gelmiş?
Yanıtlarımız;
· Bir gemi kazası sonucu yüzerek,
· Yakın bir adadan yüzerek,
· Denizdeki bir uçak kazasından,
· Yolunu kaybeden bir balıkçı/denizci,
· Belki bir yaşam tercihi,
· Toplumdan kaçıp yalnız yaşama isteği, vb...

B. Adam bugüne dek adada nasıl ayakta kalmış, neler yemiş, nasıl korunmuş?
· Adam adada çok uzun süre yaşamış olamaz. Uzun yaşadığına ilişkin ayrıntı
Göremiyoruz,
· Adamı ayakta tutan ağaçtır. Bunun meyveleriyle yaşamış olabilir, çünkü ağaçta meyve kalmamış,
· Adamı ayakta tutan umuttur, beklentidir. Kurtulma umudu olsaydı yardım
istemezdi. Bu umut onu korumuştur.


2. Karede;
A. Kadın bu adaya nasıl ya da niçin geldi?
· Bir uçak ya da gemi kazası olabilir,
· Yakın bir ada veya bölgede deniz ulaşım araçlarından biriyle gezerken
adamı görmüş olabilir,
· Kadının gemi/kayığı, sığ ada kıyılarına yanaşamadığından, kadın adaya
yüzerek gelip adamı kurtarmak için gelmiş olabilir.

3. Karede;
A. Adam kadını görünce niçin SOS’u siliyor?
· Adadan ayrılmak istemeyebilir.,
· Şaşkınlığından,
· Kurtulacağını anladığından SOS’a gerek kalmayabilir,
· Yalnızlığın paylaşılması için,
· Yardıma ihtiyacı olduğunu bilmesini istemeyebilir, gurur meselesi yapmıştır.


B. Kadın, adamın bu hareketini görünce niçin duruyor?
· Adamın artık yardıma ihtiyaç duymadığını düşündüğünden (SOS’u siliyor adam),
· Adamın bir an önce hazırlanmasını beklediğinden; onlar ayrıldığında yazı geride
kalırsa belki başkaları adada biri olduğunu düşünür, yardıma gelir. Yani
yardımda bulunan kişileri oyalamamak için yazının silinmesi uygun olabilir.

Bu sorular çoğaltılabilir.

Karikatürün Anlamlandırılması


1. Yorum
Bir adada yalnız yaşama durumunda kalan bir adam, varlığını sürdürebilmek için bir çaba içine girer. Ağaçtan kopardığı bir yaprağı kalem gibi kullanarak yere SOS yazmaya çalışır.
Yazı bitince adaya beklenmeyen bir kadın can simidiyle yüzerek gelir. Adam kadını görünce yazdığı SOS’tan vazgeçip, yazıyı silmeye başlar. Adamın bu davranışı kadını şaşırtır.Adam yalnız değildir artık, yanına yaşamını paylaşacak biri gelmiştir.


2. Yorum
Bir kaza ya da beklenmeyen bir olay sonucu, bir adada tek başına yaşayan bir adam, içine düştüğü çaresizlikten kurtulmak için kurtuluş yolu aramaktadır. Bunu da bir ağacın dalıyla yere SOS yazmada bulur. Yazı bittiğinde bir kadın belirir adada, Bu durum adamı sevindirir.Adaya çıkan kadın biraz yürüdükten sonra adamın davranışını anlayamaz, şaşırır.


3. Yorum
Issız bir adada yalnız yaşayan bir adam, yaşamı paylaşacak birini bulamayınca, yardım ister. Bir kadın da onun bu çağrısına(SOS) yanıt vererek adaya çıkar. Adam da beklediği yardımı bulunca sevinir.
Bu yorumlar sürer gider...

Bir Görsel Metindeki Sapmalar(Anlam Kaymaları) Karikatürü Çözer
Yukarıdaki sorulardan yola çıkarak görsel metin üzerinde yorumlarda bulunduk. Bu tür kareli/bant karikatürlerde bölümler arasında bir bağlantı vardır. Her karedeki anlam baştan sona (yukarıdan aşağıya) doğru anlam ilişkileri içinde akar gider. Karikatürün anlamsal olarak bağlandığı yer alt karelerdir. Anlamı aşamalandıran düğüm ikinci karede atılır, son karede de karikatürün kırılma noktası oluşur.Yani karikatür burada çözülür.
Karikatürdeki sapmalar bütünün her aşamasında görülebileceği gibi tek bir aşamada da görülür. Sapmalar: ada, yalnızlığı; adam uğraşı, mücadele (umut/bekleme); kadın da kurtarıcı/cinsellik...vb. çağrıştırır, yani derin yapıdaki anlam öğeleri olarak düşünülebilir.
Bu sapmalar zihnimize farklı bir şekilde de belirebilir.
Örneğin, adaya kadın yerine bir adam gelseydi adamın davranışı nasıl olurdu?
Adadaki adam, kadını beklenmedik bir anda görünce, SOS’u siliyor, onun bu davranışı bir cinsellik belirtisi olabilir mi? gibi...

Bu soruların yanıtlarını ararken karikatürün kırılma noktası farklı bir yöne de gidebilir. Bu, okuyucu/bakan kişi ile ilgili bir durumdur.

Sonuç
Bir görsel metin olan karikatürü anlama belli bir birikim işidir. Bilgimiz ne kadar derin ve yaşam tecrübemiz ne kadar fazlaysa görsel metni çözmemiz de o kadar farklı olur. Yüzeysel yapıda kalan bakışla görsel metinden tat alamayız. Bu durum bizi estetiğe götürmez, üstlerde oyalar. Karikatürün kırılma noktasını çözemediğimiz an, eksikliği görsel metinde aramamalıyız.
Asıl eksiklik bizde olabilir mi? sorusu önümüze geniş bir ufuk açar!


Kaynaklar:
Mordillo: Cartoons zum Verliben, dtv, Münih 1977
Özdemir İnce, Tabula Rasa, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2002
Hasan Efe, Mecaz, Söz Sanatları ve Karikatür, Özgün Der.Yay., İzmir 2004
Nizamettin Uğur, Anlambilim, Doruk Yay, Ankara 2003
Ferrun Doğan, Asrileşen Köy, Cem Yay., İstanbul 1976
Cartonn Classics, Diogenes Verlag AG, Zürich 1977

31 Ocak 2008

2. Uluslararası Aysergi - Pulya Karikatürcüler Buluşmasına Katılan Karikatürcülerin Karikatürleri!


Erdoğan Karayel (Almanya)

Arif A. Albayrak (Kıbrıs)

Cemal Tunceri (Kıbrıs)

Ezcan Özsoy (Kıbrıs)

Halis Dokgöz (Türkiye)

Hicabi Demirci (Türkiye)

Huseyin Cakmak (Kıbrıs)

M. Serhan Gazioğlu (Kıbrıs)

Mehmet Arslan (Türkiye)

Peter_Nieuwendijk_(Hollanda)

Saeed Sadeghi (İran)

Seyran_Caferli_(Azerbaycan)

Shahram Rezai (İran)

Tan Oral (Türkiye)

Ümit Müfit Dinçay (Türkiye)

Valeriu_Curtu_(Almanya)

Karikatür ve Kösnüllük!

KARİKATÜR VE KÖSNÜLLÜK

Hasan EFE

hasanefe35@hotmail.com

Popüler bir yaklaşımla ad koymak istenseydi başlık, Karikatürde Cinsellik ve Erotizm olabilirdi. Belki Cinsel ve Erotik Karikatürlerde Birey şeklinde de düşünülebilir.
Kösnü, halk dilinde yaygın olan, ama kırsalın dışında pek kullanılmayan bir sözcük. Eski Türkçe ile Orta Türkçedeki arzu etmek ve dilemek anlamına gelen “köse” den türeyen kösnü, Erkek ve dişinin birbirine karşı duydukları cinsel istek, şehvet anlamına gelir bugünkü konuşma dilinde. Anadolu ağızlarındaysa; ‘kösnük, kösmük, kösnek, küsnek, küsnük’ 1.çiftleşmek isteyen at, eşek vb hayvan; 2.cinsel sapık erkek; 3.isterik kadın anlamına gelir.(1)
Cinsellik, bir ad olarak dilimize Arapçadan gelen ve yaşambilimde(biyoloji); erkeklik ve dişilik olarak canlı varlıkların cinsel özelliklerinin tümü olarak açıklanır.(2)
Aynı kaynak erotizm’in, ad olarak Yunancadan dilimize girdiğini imler ve şu anlamlarla karşılar; 1.erosçu olma durumu, 2.cinsel duygu ve isteklerine çok düşkün olma durumu. Eş. Erotizm, yeni kösnüllük.
Eros, Yunan mitolojisinde aşk tanrısı olarak geçer. Cupido, Roma mitolojisindeki karşılığıdır. Eros yalnızca aşk değil, üremenin de tanrısıdır. Eros mitolojide ve kaynaklarda gençleştirilerek (çocuklaştırılarak) sevginin de sembolü haline getirilmiştir.
Serre’nin şu karikatürü buna bir örnektir.


Başlık, Cinsel ve Erotik Karikatürlerde Birey, olsaydı birey kavramının irdelenmesi bizi dirimbilimin derinliklerine de götürebilirdi. Wilhelm Reıch bu konuyu “Kişilik Çözümlemesinde” ayrıntılarıyla ele almıştır. Oysa cinsellik kavramında da bu dirimbilimsel özellikleri ana çizgileriyle görebiliriz. Erich Fromm Sevme Sanatında, Freud’a göre sevgi, temeli cinselliğe dayanan bir olgudur, der. Bir alıntıyla şöyle sürdürür, “İnsan kendisine en büyük zevki, cinsel(cinsel organlarla) sevişmenin verdiği deneylerle bulmuştur ve böylece cinsel sevgi insanın her türlü mutluluğunun öncüsü olmuş ve o, mutluluğunu cinsel ilişkilerde, cinsel organlarla birleşme yollarında aramayı yaşamının ana noktası haline getirmiştir.”(satırlarda agk, 88)
Bunu da Serre’nin alttaki karikatürüyle içleştirelim.

Cinsellik yaşamsal bir kavram olarak dirimbilimin alanında en geniş ayrıntılarıyla ele alınıp incelenirken ruhbilimle de iç içedir. Öte yandan bireyin cinsel yaşamı kültürel, ekonomik, tarihsel ve coğrafi olarak da içleşmiş durumdadır.
Örneğin batı kültürünün hoşgörü ve doğallıkla algıladığı bireyin cinsel yaşam biçimi doğu toplumlarında tersinlenmiş olarak ortaya çıkar. Bu da kapalı ve sapık ilişkileri doğurur.
Metin Üstündağ’ın şu karikatüründeki gibi.

Örneğin ülkemizin çok yakın geçmişinde yaşanan Manisa, Siirt, vb bölgelerdeki cinsel sapma olayları bunun en kaba örneğidir. Geçtiğimiz yıllarda batıda yaşanan ve bütün Avrupa’yı ayağa kaldırın, bir babanın öz kızını yıllarca mahzende tecavüz etmesi ve bu tecavüz sonucu çocukların doğması, yüzyıllarca süren kültürel ilişkileri alt üst etmiştir o coğrafyada.
Bu ve benzeri olaylar bireye ait olduğu toplumda “ben” olup olamama durumunun bir sapma şekliyle patlamasından başka bir şey değildir. İç yaşamının volkanını ortak değerler bileşeninde aşamayan birey, kendini çevreleyen ekonomik koşulların, farklı biçimde kendine sağladığı olanaklarla bu iç çatışmalarını toplumla ters düşecek şekilde yaşar.
Yine Serre’den bir örnek.


Cinsellik eğitilebilirliği de kapsar. Bu, ilkin aile sonra da eğitim kurumlarında sürer. Bizim gibi ülkelerde hem aile hem de eğitim kurumlarında genel olarak böyle bir eğilim söz konusu değildir.
Cinsellik ve erotik kavramlarını ele alırken bazı sözlük ve ansiklopediler sözcükleri birbirleriyle de karşılarlar.
Sözcüklerin kullanımında algıya kattığı ayrıntıları da göz ardı etmemek gerekir. Günlük yaşamda kullanılan erotizm ile cinselliğin arasındaki farkı ipince bir çizgiyle ayırmak olasıdır. Dirimbilimselliğin dışında cinsellik her ne kadar biraz ağırlaşsa da erotizm daha hafif, daha insansı ya da kabalığa ve hayvansı isteği geri iten bir çağrışımı göz ardı etmemek gerekir. Cinsellikteki algıysa erotizmin tersinlenişi olarak da düşünülebilir.
Karikatür sanatındaki cinsellik (kösnülük) teması, bütün ülkelerde yaşanan bir gerçekliğin estetize edilişinden başka bir şey değildir. Bunun verilişi yani cinsellik ya da erotizmin karikatür ile yansıtılışı o ülkenin eğitim ve kültürel durumuyla yakından ilgilidir.
Ülkemiz karikatüründe bunun binlerce örneğini görebiliyoruz. 1900’lü yıllardan günümüze dek birçok mizah ve karikatür dergisinde erotik ve cinsellik konusu işlenmiş ve çok da ilgi çekmiştir. En çok da satış yapan dergilerin başında bu tür yayımlar gelmektedir.
İlginin bu derece yoğun olmasının en önemli özelliklerinden biri cinselliğin, bir tabu olmasıdır. Özellikle birkaç büyük kentimizin dışındaki şehir, kasaba ve köylerimizde gençler açıkça, orta yaşlı ve az sayıda yaşlılar da gizli bir şekilde cinselliği konu alan mizah- karikatür dergilerini zevkle okumaktadırlar!
Kendi içlerindeki bastırılmış duygularının, ortaya koyamadıkları ya da sağlıklı yaşanamayan cinsel ilişkilerinin yansımalarını bu dergilerde görmektedirler.
Fatih Solmaz’ın şu karikatürüne bir bakalım.





Bireyler kendi ‘ben’lerini bu dergilerde bulmaktadırlar.
Okurun kültür düzeyinin düşük olması karikatürcüyü de zorlamamaktadır.
Tematik olarak estetik kaygı ve sanatsal beğeni sorunu olmayan bazı çizerler, okuru da alt seviyelerde tutmaktadırlar.
Bir başka gözle bakıldığında çizerler, toplumdaki bireylerin bir sesi, soluğu olarak öne çıkar, ilgi de görürler. Oysa bu ses, onların(okurların) duygularını, bastırılmış sorunlarını salt sorun olarak ortaya koyar. Bu, karikatürü bir sanat olarak ele aldığımızda reddedilemez bir durumdur. Ama kapalı bir toplumun değer yargıları bir üretim malzemesi olarak ele alındığında sanatsal sorunun da sorgulanma durumu ortaya çıkar.
Sonuçta karikatür sanatında bir meta olarak ele alınan cinsellik, sanatın da ötesinde ekonomik, kültürel, toplumsal, sosyal, biyolojik, ruhsal alanların toplamı olarak kendini çarpıtılmış bir şekilde piyasaya sürer.

(1.) Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Prof. Dr. Tuncer
Gülensoy, A-N, TDK, Ankara 2007
(2.) Tükçe Sözlük, Ali Püsküllüoğlu, Doğan Kitap 2.bas. Ekim 1999 İstanbul

30 Ocak 2008

Bir Karikatürün Söyledikleri!

BİR KARİKATÜRÜN SÖYLEDİKLERİ

Karikatürde hoşgörü, mizah ve sevecenlik yan yanadır, bunların hepsi bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu sanat akımı ilk ortaya çıktığı yıllarda, (bir kişiyi, bir resmi…) fotoğrafı çarpıtan/bozan/değiştiren bir anlam çağrıştırıyordu. Bunun yanı sıra karikatürün kendi gerçekliğinde iktidarı eleştirmek, politikanın sınırlarında gezinmek gibi bazı işlevselliği de olmuştur. Yine de bu sanatın insanı bazen gülümseten/düşündüren, bazen de içini acıtan çizimleri söz konusudur.
Avrupa’da karikatür sanatı hayli yaygın, ilgi gören ve sıkça gündemde yer alan bir özelliğe sahiptir. O coğrafyada özgür bilim ve yaşamın yüzyıllar önce bağnazlıktan kurtulmasıyla, yeni düşünce akımlarının önü açılmıştır. Tam da buruda karikatür üzerine düşen görevi yerine getirmeye başlamıştır. Sözgelimi, kralları, iktidar sahiplerini, soyluları ve bağnazları alaya alan, onlarla dalga geçen, bunları yaparken halkı düşünmeye de davet eden bir kışkırtıcılık içermekteydi. O güne kadar kafasında altın kaplama tacı ile oturduğu devasa büyüklükteki tahtında herkese emirler yağdıran
İnsanın evrimselleşmeyle birlikte doğa, çevre ve sosyal koşullar üzerine kurduğu mutlak hâkimiyet, aklın/bilimin önderliğinde deyim yerindeyse zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra sanatın yaratıcılığı sayesinde estetik değerler, güzellik kavramı, iyi-kötü anlayışı, Tanrı inancı, dinsel metinlerin ahlaki yapısı ile insan kendine özgü bir yol bulmaya başlamıştır. Eski Yunan döneminde genellikle sanat kavramı “taklit” diyebileceğimiz türden, doğrudan “yansıtmaya” dayalı bir anlayış içermekteydi. Sanatçı çizeceği resimde, yontusunda, diğer sanat ürünlerinde olabildiğince insanı tam ve net olarak yansıtan bir anlayış içindeydi. Bu özel durum söz konusu dönemin kendine özgü yapısı içinde canlanmış, tomurcuklanmış, hayli mesafe almış ve Pagan ayinlerinden, mistizmin uç noktalarına, Şaman rahiplerinin trans halindeki dans figürlerine kadar daha birçok alanda kendini göstermiştir. Binlerce yıl öncesinin insanları sosyal konumları ne olursa olsun, metafizik yapının ve dinsel kuralların katılığından uzak, içrek bir yaşamın tanımsallığını imlemekteydi. Burada dinsel metafor, tabular, katı gelenekler, köhnemiş adetler yoktu. Bireyin yaşamı kendi özgür iradesiyle oluşturduğu inisiyasyon ve sanatın yaratıcılığında sürekli devinmekteydi. Felsefenin katılımı ile bireyin devasa boyutlardaki üretkenliği, bilim ve sanatın harmanlandığı mozaikteki yüksek ahlaki yapı sayesinde kendini tanımaya, tanıdıkça da eleştirmeye başladı. İşte bu dönemlerde insan kendisiyle barışık, yaptıklarını alaya alabilen, bunu sanatın türlü kanallarında gösterebilen bir yüksek olgunluğa erişti. Sanat ve akıl yan yana olduğu sürece felsefe evrensel ışığını onların üzerinden çekmedi, varlığını günümüze kadar sürdürdü. Kadim Mısır uygarlığının temelini oluşturan ezoterik bilgiler ve inisiyasyon sembollerle “içrekliğini” sonraki nesillere aktardı. Eski Mısır ve Sümer dönemlerindeki resimli yazı bugün karikatürün ilk katmanı olabilir mi? Belki… O dönemlerde bilgiyi hak edene gerektiği kadar vermek/aktarmak anlayışı, bugün bir karikatürün, bir bestenin, bir edebî yapıtın ya da bir resmin içinde sezdirilerek verilmektedir. En azından bazı sanatçıların bunu yaptıklarını söyleyebiliriz...
İnsanın yarattığı ender güzellikteki sanat dallarından biri de karikatürdür. Bu sanat dalı hiç kuşkusuz bireyin kendisini, gördüklerini, çevresini alaya almasıyla başlamış, (kimilerince) önce resim sonra da doğrudan çizgiyle tanışmış ve etkisini güçlendirerek süreklilik sağlamıştır. Karikatür sanatı bir insanı, bir olayı ya da bir düşünceyi karikatürize ederek gülünç bir biçimde yansıtılması olarak tanımlanabilir. Burada temel amaç şudur: Karikatürcü kendi çizgilerinde neyi ya da kimi yansıtacaksa kişisel görüşüyle çizme becerisini özdeşleştirir. Artık o karikatür birkaç çizgi darbesiyle topluma ait olmuştur.
Eski Yunan döneminde insanı ve bazı figürleri anatomik açıdan genelleme yaparak doğrudan yansıtma anlayışının, sözünü ettiğimiz karikatür sanatının hayli dışında kaldığını söyleyebiliriz. Sanatçının düşlem gücü, yaratıcılığı ve özgür iradesi sayesinde çizgilerinin derinliklerinde “eleştiri”, “öneri”, “alay” ve “düşünsel derinlik” temaları gözlemlenebilir. Bir dönemin karanlık sayfalarında “gülmenin” insanı Tanrı’dan uzaklaştıracağı (?) gibi akıl ve mantık sınırlarını zorlayan abuk sabuk bir anlayışın varlığını belleklerimizden ne yazık ki kolayca silemeyiz. Üstelik özgür insan iradesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayan, tamamen geleneksel yapının en dibindeki bağnazlığın tomurcuklanmış görüntüsünden başka hiçbir şey olmayan bu sözde anlayışı bugün nasıl savunabiliriz ki? İşte karikatür bu bağnazlığın tam da beline ince bir darbe indirmiştir.
Karikatür sanatı günlük yaşamın her evresinde karşımıza çıkabilir, siyasetten çevre bilincine, eğitimden bireysel tavırlara kadar daha birçok alanda boy gösterebilir. Sanatçının çizgilerinde evrensel değerleri gözlemlememiz söz konusu olabilir. Bunların içinde Tanrı, dinsel bağnazlık, siyaset ve ahlaki değerleri sayabiliriz.
Karikatür sanatı kendi estetik yapısı, sanat anlayışı ve düşünsel derinliği içinde birçok konuyu barındırır; bunların her birini kendi öznel yöntemiyle somutlaştırır.
Aşağıdaki karikatürde ülkemizin usta karikatüristlerinden Hasan Efe’nin özgün bir karikatürünü görüyorsunuz. Sanatçı burada kişisel duyarlılığını çizme/yaratma becerisi ile birleştirmiştir. Hiç kuşkusuz yılların deneyimli sanatçısı burada salt bir güldürü amacı gütmemiştir. Onun özgün çalışmaları içinde sıkça görülebilecek türden bir karikatürün arka fonunda gizli duran, bir kazıbilimcinin bilme yetisini kullanarak kazdığı toprağın altında hazine arar gibi biz de bu eser üzerine yoğunlaşacağız. Bir soğanın cücüğüne inen bu yolculukta karşımıza bolca sürpriz çıkacak, bazen yolumuzu şaşıracak, hatta korkacak ve geriye dönmeye çalışacağız. Yolumuza kararlılıkla devam ettiğimizde, yanından geçtiğimiz evrelerin her birinde sanatın katmerlerini, duyarlılıklarını ve tonlarını bulmamız olasıdır. Öncelikle buna hazırlıklı olmalıyız, yoksa işimiz daha ilk baştan güçleşir ve ivedilikle kaybolabilir.

Karikatüre sıradan bir bakışla yaklaştığımızda elinde bir çalgı aleti olan, insanları güldüren, kendince eğlenen biri olduğunu söyleyebilir miyiz? Böyle midir gerçekten? Çalgıcının gülen, sevimli görüntüsü yeterli midir bunu açıklamaya? Asla! Karikatür sanatının diplerine doğru gezintiye başladığımızda görülecektir ki bazen insanı kaygılandıran, derin düşünceye iteleyen, kendisiyle hesaplaşmaya yönlendiren, bazen de çevresindekileri farklı bir açıdan görmeye/tanımaya yarayan bu sanat dalı sadece eğlenceli bir sunum olmaktan çok uzaktır. Karikatüre dikkatle bakıldığında hemen görülemeyen; oysa içine yolculuk yaptığımızda birer birer karşımıza çıkmaya başlayan soru imleri sayesinde çözümleyeme doğru ilerleriz.
Eski Yunan filozoflarından Epikuros’un yaşam hakkındaki savı hayli tartışma yaratmıştır. Bu sava göre insanın mutluluğu her şeyin üzerindedir. Felsefe, bu savı destekleyecek olanakları araştıran, ahlaki temel üzerine kurulacak yeni düzenin oluşmasına bu açıdan yardımcı olacak bir yan etkendir. Yaşamın pratik yüzünü yansıtan, öznel anlamda bireysel mutluluğu önemseyen, bireyin gülmesi ve kahkaha atması üzerine bir eğilim gösteren bu anlayışı Hasan Efe’nin karikatüründe gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? Henüz ilk belirlemede bile katıldığımızı söyleyemeyiz. Evet, kuşkusuz bizim karikatürümüzde de çalgıcı adam gülmekte, şarkılar söylemekte ve eğlenmektedir. Şimdi bu konuya biraz daha derinlik kazandıralım. Orta Asya dini diye tanımlanan, aslında Sibirya coğrafyasında “can” bulan Şaman öğretisi bu açıdan bize bazı örnekler sunabilir. Şöyle ki; bir Şaman rahibi trans haline geçtiğinde “öteki” dünyadan sesler duyar, oradaki ruhlar ve tanrılar ile konuşur, onlarla iletişime geçer. Şaman rahibinin elindeki davulun sesi yoğunlaştıkça okuduğu dualar, mırıldandığı sözcükler ile farklı bir “yapının” gizil geçitlerinde dolaşmaktadır artık. Doğa-insan ilişkisinin en somut örneği olan Şamanizm (kendi temelinde) çok Tanrılı bir inancın, bu doğrultuda yoğrulmanın ve dinsel yapının tam ortasında yer alır. Şaman rahibinin elindeki davul sıradan bir çalgı aleti olmaktan çıkmış, “öteki” dünyanın kapısını açmaya zorlayan bir “güç” olmuştur. Rahibin duaları gülmenin, eğlenmenin duyarlılığı ile algılanamaz. Çalgı çalan adam ise bu duyarlılığın sınırlarını alaysama ile zorlamaktadır. Hasan Efe’nin karikatüründeki çizgiler ile aralarındaki tek ortak nokta bireyselliği olabilir. Öznel bir optik yoğunlaşma sayesinde “septik çizgisel derinlik” farklı kazanımlar çağrıştıracaktır. Düşünsel sarmalın uçlarındaki soyut/figüratif tonlamalar, öznel tasarımlar, imgelemler ve yaratıcılık ne derece bu bağlantıyı örtüştürebilir? Bu saydıklarımızın her biri kendi kulvarlarında öznel çizgiler üretmektedir.
Hemen ilk iki açılımı yeniden anımsayalım. Biri, Epikuros’un insanın bireysel mutluluğu üzerine olan özgün savı idi. İkincisi, Şaman rahiplerinin davul çalarak yakalamaya çalıştıkları transın içindeki gizil geçitlerde dolaşması üzerineydi. Her ikisi için de resmin temel öğesi olan gülme ve şarkı söylemenin üzerine kurulmuş (Şaman rahibi bu açıdan biraz daha farklıdır) olduğunu söyleyebiliriz. Tıpkı yarı saydam bir maddenin köpüğü bol ve dağılmış bir haldeki görünümünü andırır. Öte yanda damıtılmış ve özümsenmiş bir içrekliğin son kalıntılarını gözlemlememizin olasılığı söz konusudur. Epikuros ve Şaman rahibi kalıtsal genel geçerliliği özümseyen, yüksek çözünürlüklü iletkenlik duyarlılıklarını ne denli resme yoğunlaştırabilir? Hiç kuşkusuz burada temel sorulardan biri de şu olmalıdır: Bir kere Epikuros yaşamın bireysel tavırları içinde ele aldığı mutluluğu tanımlarken ahlaki yapının tek ve biricik olduğunu önemle imler. Şaman rahibi ise bu duyarlılığı çaldığı davul sayesinde transa geçip çevresine yaymaya çalışır. İkincisinde dar bir açıdan da olsa resme bazı yüklemeler yapabiliriz. Yani tanımsallık ile öznellik arasındaki o incecik çizgide bir görünüp kaybolan, ardından yeniden bezenmiş renklerle ortaya çıkan “gülmenin” temelinde yatan “eğlencenin” hiç de öyle kolayca çözümlenebilen bir yapı olmadığını kabul etmemiz gerekecektir. Peki, burada “sözün” bir önemi yok mudur? Evet, vardır. Stanislavski’nin ölümsüz eseri “Bir Karakter Yaratmak” adlı kitabında şunları okuruz. “Bir sözcüğe ya da tümceye ne kadar çok değişik anlam yüklenebildiğini, dilin ne derece zengin olduğunu bir düşünün. Dil, bir insanın ruhunda ve zihninde olup bitenleri başkalarına iletecek güçtedir. (s,103) Burada çok net bir biçimde görüyoruz ki gülmenin çıkardığı sesler bile önemsenecek birer olgunlukta değer kazanımlardır. Dil ile iletişimin nesnel yorumsallığı üzerine fazla dolaşmadan şöyle bir uyarlama yapalım istiyoruz. Karikatürdeki gülümseme ve çıkarılan nota sesleri farklı bir açılımın yorumu gibidir. Sözgelimi, Şaman rahibi özel bir dilde mırıldandığı dualar sayesinde “öteki” dünya ile iletişim kurmaktadır. Adamın ise böyle bir gayreti, beklentisi ve çabası yoktur. Burada kısaca toparlamaya çalışacak olursak, adamın ağzından çıkan sözcükler değil, güvercinlerdir. İşte sanatçı daha ilk durakta bizi şaşırtmaktadır. Çalgı çalan adam ne bir Şaman rahibidir, ne de Epikuros’un ahlaki öğretisini savunan bir filozoftur. O elindeki çalgı ile çevresine (belki de tüm insanlığa) özel bir mesaj vermeye çalışan biridir. Uzaklardan duyulan bir helikopterin uğultusu kulaklarımızda çınlamaya başlamıştır. Dağların ardından o çelik kuş belirmeye/görünmeye başladığında sesin yerini nesnellik almaya başlayacaktır. Madeni cisim ile onun çıkardığı ses arasındaki iletişim kendiliğinden doğallaşacak, bir süre sonra da ikisi bir bütün halinde belleğimizde yer edecektir.

Hasan Efe burada “sesin” ve “gülmenin” eğlendirici yanından mı bakmıştır resme, yoksa daha farklı bir açıdan mı? Bize göre sanatçı zor olanı yeğlemiştir. Bir kere “sesin” önderliğinde oluşan görüntünün en can alıcı noktası “güvercinlerdir.” Adamın ağzından nota ya da doğrudan bir şarkı sözü çıkmamaktadır. Klasik bestecilerin notalarında, eserlerinde genel olarak “sesin” büyülü yapısı müzik ile örtüşür ve bu doğrultuda izleyiciye ulaşır. Burada ses ile düşselliğin kıvrımlarında bir olayı anlatmaktır esas olan, yoksa başka bir şey değildir. Bestecilerin eserlerinde bir aşk, felsefi bir olay, dönemin eleştirel yorumu gibi… Usta besteciler müziği sanatsal bir şölene dönüştürür, bir yandan da ustalıkla dinleyiciye kendi imgelemlerinde “boşluk” bırakırlar. Dinleyici o “boşluğu” kendi duyarlılığı, eğitimi ve yetenekleri sayesinde doldurmaya çalışır. Hasan Efe de böyle bir yöntem izlemiş. Çalgıcı adamın ağzından çıkan güvercinler bir bestenin notalarını andırsa bile, temelde barışı, sevgiyi ve dostluğu imlemektedir. Aynı konuyu fazla dağıtmadan öykü sanatı ile de açıklayabiliriz. Yazar, bir öykü metninde belirgin ya da değil bazı “boşluklar” bırakmak zorundadır. Öykü okuru bu “boşlukları” kendi bireysel bilgisi/kültürü ile dolduracaktır. Ondan sonra öykü metni her okunduğunda farklı anlamlar ile yeniden karşımıza çıkacaktır. Yazınsal metin okunma ediminde kendi içsel yapısında sürekli değişime uğrayacaktır. Tümcelerin ikincil anlamları, farklı yorumlar, okurun kazanımları ve doğrudan katkıları ile aynı metin her defasında yeni bir içsellik yaratacaktır. Yeniden konumuza dönecek olursak, benzer bir uygulamayı karikatür ile de gerçekleştirebiliriz. Çalgıcı adamın ağzından neden “ses” değil, sadece “güvercinler” çıkmaktadır? Hasan Efe bilinçli bir yapılanma ile bunu karşımıza getirmiştir. Bir kere sesin yerini güvercine vermekle eşdeyişle çok daha geniş bir salınıma kucak açmıştır. Evrensel değerlerin soyut-somut çizgiselliği, felsefi derinliğin diplerinde yer alan katmanların tabanına yaydığı öznel yorumu hayli ilginçtir. Karikatürdeki adamın ağzından çıkan güvercinler sadece dostluğu, sevgiyi mi imlemektedir? Bize göre insanın en temel kazanımlarından olan “paylaşımı” dile getirmektedir. Öyle ya, çalgıcı adam bir şeyler söylemektedir. Ancak ağzından ses değil, güvercinler çıkmaktadır. Bu bir illüzyonist gösteri değilse nedir? Doğada sadece insan paylaşım, dostluk, sevgi ve sanat gösterisi sunabilir. Diğer canlılar karınlarını doyurmak için tuzak kurmaya yönelik, içgüdüsel bir tavırla çiftleşmek için bunu yapmaya çalışırlar. Çalgıcı adam ise yüzündeki sevgi dolu gülümsemesi ile belli ki bir amaç için bunu yapmaktadır. Müziğin evrensel dili ile insanlığa bir mesaj vermektedir. Dante’nin “İlahi Komedyası”nda kişinin üç aşamalı düşsel yolculuğu dile getirilir. Bu yolculukta cennet, cehennem ve Araf bölümleri vardır. Her bölümün sayısal değeri, tümcelerin dibindeki tortunun düşünsel derinliği öylesine geniştir ki hepsini toparlayabilmek neredeyse olanaksızdır. Ezoterik bilginin aşamaları örtülü bir perdenin arkasından sezdirilir. Hepsi bu. Unutmamak gerekir ki söz konusu metinde kişinin olgunlaşması için müzik, düşünsel derinlik, ruhsal olgunluk ve özgür düşünce/irade esastır. Karikatürde bunun küçük ipuçlarını görebiliyoruz. Çalgı çalan adam (belki de bir müzisyen) esrik bir döngüselliğin uç noktasında mıdır? Böyle ise elindeki çalgıdan çıkan nağmelerin etkisi, kendisine olan yansıması hiç de önemli değildir. Daha önce Şaman konusuna değinmiştik. Karikatürdeki adamın böyle bir içselliği, beklentisi ya da avuntusu bile yoktur. Doğrudan anlatmak gerekirse, onun ağzından çıkardığı güvercinlerin zaten önemli bir konumu ve iletisi söz konusudur. Bir dervişin kendinden geçercesine “hu” çekerek Tanrı’ya ulaşma özlemi, yetisi ya da beklentisi arasında önemli bir fark olduğunu söyleyebiliriz.
Anadolu coğrafyasında saz ve söz çok önemlidir. Tıpkı karikatürdeki adam gibi… Yüzlerce yıldır süregelen yaşam serüveninde dans, saz, söz ve ritüeller birbirlerini tetikleyen bir halkanın zincirleridir. İnsanın bedensel doygunluğu, ruhsal olgunluğu, kültürel ermişliği onun temel kazanımları arasındadır. Ağızdan çıkan güvercinler neyi yansıtmaktadır? Hasan Efe çizdiği karikatürde muzip bir anlayışı da vermiş midir? Kuşkusuz bu da olabilir. Ancak doğrudan bu anlayış üzerine karikatürün çizildiğini söyleyemeyiz. O halde bu sıra dışı durumu bir tür “gülümsetme” anlayışı sayabilir miyiz? Hiç sanmıyoruz. Hasan Efe, bu güvercinler ile barışın, özgürlüğün, dostluğun, paylaşmanın ve sevginin özgüven içindeki birikimini yansıtıyor bize. Adamın duruşu estetik açıdan yorumlandığında çok da özgün ya da çarpıcı bir görüntü içermemektedir. Sanatçının bu konuda ayrı bir duyarlılığı olduğunu söyleyebiliriz. O daha çok çizdiği karikatürdeki adamın sözü güvercine dönüştürmesi ile sanatsal imgelemin doruklarında izleyiciyi dolaştırmak istemektedir. Resme yeniden bakalım. Adam elinde tuttuğu çalgı ile özdeşleşmiş gözükmektedir. Hatta bunu biraz daha yaymaya çalışırsak, çalgı-insan-müzik üçlemesi hiç de küçümsenecek gibi değildir. Bedenin ruhen ve aklen uyumlu birlikteliği bir kez daha karşımıza çıkmaktadır. Yazımızın başında sözünü ettiğimiz olgun insanın, evrim sürecini yaşamış ve temel ahlaki kuralları benimsemiş birinin paylaşmaya yönelik bir sevdasıdır çalgıcı adam. Onun sözleri baldan tatlıdır, güzeldir, düşünseldir. Elindeki çalgı ise sadece bir “araçtır.” Hepsi bu.
Hasan Efe her zamanki ustalığını bir kez daha gösteriyor. Yılların karikatür birikimini adeta damıtarak, belirli bir süzgeçten geçirdikten sonra “özel” iletisini bizimle paylaşıyor. Sanatçının bireysel tavrı, dünyaya bakış açısı, politik görüşü önemlidir kuşkusuz. Onun çizgilerinde estetik kaygı çok fazla öne çıkmaz. Çizgisinin evrimi daha çok kendi yapısının dışındaki duyarlılığa açıktır, öyle de yoluna devam eder.
Hasan Efe bir karikatürü yaratırken, öncelikle onun işlevselliğini ve arka fonda vermek istediği iletiyi düşünüyor sonra da buna göre ana temayı kurguluyor. Karikatürün çizgiler teknik bir beceri içermekle birlikte izleyiciye dünya sorunları hakkında sorgulama şansı da tanıyor. Sanatçının kendine özgü karikatür anlayışı sıra dışı bir yapının en temelini oluşturmaktadır. Hasan Efe bunun üzerine iletiyi çizginin aralarına gizleyerek, izleyiciye soru sordurarak vermektedir. (Burada Sokrates’in ‘ünlü bilgi doğurtma yöntemini’ anımsıyoruz) Sanatçı ve izleyici bir karikatür üzerinde buluştuklarında, ikisinin artık doğrudan bir ödevi vardır. Biri çizdiği karikatürün içselliğini ve temel yapısını tanımlarken, izleyici de bunların ne anlama geldiğini sorgulamaya başlar. İkisinin ortak bir duyarlılıkta buluşması çok da güç değildir. Karikatürdeki adamın paylaşma, sevgi, barış ve dostluk üzerine olan “izlekleri” düşünsel açıdan yorumlanmalıdır. Bir sanatçının temel kaygılarından biridir, çağına tanıklık etmesi. Bu karikatürden anlıyoruz ki günümüzde barış, dayanışma ve sevgi birliği tehlikeye girmiştir. Küreselleşen dünyada her yerin köylere dönüşmesinin etkisi bundandır belki de. Demek ki her sanatçı kendi çağından kaygı duymalı, bu anlamda üretken olmalıdır. (Tufan Erbarıştıran - tufan_1921@hotmail.com)